Ben, tanrı’nın ibret olsun diye yarattığı, lanetlenmiş bir kavmin son ferdi miyim? Neyim? Basıp çiğnediğim dünya meskenim olmaktan uzak; buranın yabancısıyım. Sokakta yanımdan geçip gidenlerden, kitap okurken odamın ışık görmemiş duvarlarının ötesinden seslerini duyduklarımdan, tanrı’dan ve peygamberlerinden, herkesten ayrı; eziyetle sarılıyım.
Korkmuyorum ancak uçurumun kenarındayım; ben cerahat saçan, merhemsiz, kanlı bir yarayım.
Kendi kanımla kokumda boğulmak…
Tanrı hatasının mesuliyetini alamayacak kadar kibirli; bu yüzden beni ancak ben öldürebilirim, oysa korkuyorum, insan nasıl urganı boynuna götürür elleri titremeden? Kendi rızanla teslim sancağını çekmek, kadim hasımlarla, muamma ve müttefiki ölümle sulh yapmak: intihar suretiyle varlıktan kopmak…
Gencim, yüreğim yanıyor, korkmuyorum azrail soytarısının siluetinden, tanrı’dan üzerime yağacak közden de korkmuyorum; korkum, birilerine gösterememektir ettiğim bunca çetin yaşamak mücadelesini.

Bir yanıt yazın